Bu hayata gelirken kimse hoşluk durumumu sormadı. Sorsalar sadece ağlayarak cevap vereceğimden zaten anlamazlardı. Sonra kelimelerle tanışıp hoşnutsuzluğumu beyan ettiğimde de kimse anlamadı. Ya da sonuç değişmedi. Birbiri ardına gelen şansızlıkların her bitiminde buda öğrenmem gerekenlerden biri dedim. 18'lik enerjimin tavan yaptığı dönemlerde her düğümün beni biraz daha özgürleştirdiğine inandım. Kafamı daha dik, daha da yukarıya uzattım. Kibir değildi...Güven...Öz güven...Ama ben nebiliyim aslında ''özümün''kendine hiç güvenmediğini..Tüm yaşadığım olumsuzlukların tüm güvenimi özümden çekip yok ettiğini...
Ve her şeye söyleyecek lafım varken, tek tek hepsini attım çukura...Baktım ki konuştuklarım beni yormaktan başka tek bir zinciri birleştirmiyor...Tam tersi daha da karıştırıyor...Adalet duygumu sarsıyor...Hayal kırıklıklarımı arttırıyor...Herkes söylediklerimde bir haklılık payı buluyor ama ahh işte o hepimize iyi geldiğini sandığımız egomuz var ya...Birinin lafı gelipte senin egonu koltuğundan düşürüyorsa herkes bir anda aslan kesiliyor...Bende vazgeçtim...Giderek daha da sustum...Giderek daha da sessizleştim...Yazdım önceleri biriktirdiğim zehri atabilmek için...Sonra ondan da vazgeçtim..Taki şuana dek...Sonra dedimki; bu hayata gelmekten değil ama yaşadıklarımdan hoşnutsuzum...O zaman kalemim aksın gözyaşlarım yerine...Cümlelerim bağırsın içimdeki isyan niyetine...Neşem çiçeklendirsin kelimeleri...Kısaca NabzaŞerbet olsun bloguma dökülenler...Saçmalama korkusu olmadan...Ben gibi...Çocuk gibi...Dolu olduğunu sanan özgüveninin boşluğunu anladıktan sonra ''gerçekten''içini dolduran biri...Kimseye acımayan...Ama ''anlamaya çalışan''biri...Yani...''öylesine'' biri..Sen gibi...Herkes gibi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder