Sevgili Hayat...
Hiç üşenmeden, itinayla, canımı çıkara çıkara getirdin beni 27 yaşıma...Bugüne kadar pek bir kavga ettik..Hayat kavgası dedikleri şeyi öğrendim sayende...Doğarken ağlattın, çocukken güldürdün, ergenken köpürttün, sıra geldi yetişkinliğe...Onun sırası da hüzün mü...Acı, keder mi, yoksa neşemi?...Şimdi sıkı dur sana çok önemli bir sorum var. Tercih hakkım var mı? Çünkü ben tercihimi ''neşe''den yana kullanmak istiyorum. Ve doğumgünü gecemde senden itinalı bir hediye istiyorum. Bunca zaman bana neler getireceğini sormadın. Dayadın da dayadın dertleri:D Ağlattın, sabrımı sınadın, tahammülümü tükettin...Ama bir dur artık! Bana sor bakalım ne istiyorum? Sordun kabul ettim ve sıralıyorum:
- Enerjimi tüketme
- Cömertlik konusunda senle anlaşamayacağımız kesin ama cimri de olma
- Şans kelimesinin anlamını benim yaşadıklarımada da yükle
- Biraz nefes aldır artık bana
- İzin ver,aklımın sınırlarını kullanabiliyim
-Yaratabiliyim, üretebiliyim
- ''iyi para''yla tanışıyım artık...Pek bir geç kaldık tanışmakta, namı geldi kendi yok:)
ve sabır ver bana...Tahammül...Eksiden bende olduğunu sevdiğim ne varsa benden giden, geri getir bana...
Enerjimi,coşkumu, heyecanımı,anlayışımı, öfkemi bile...
Çünkü ben artık öfkelenmektende yoruldum...Kendimi anlatmaktan...Her seferinde yeniden başlamaktan..Yada yeniden başlamak için beklemek zorunda olmaktan...Hayallerime tutunursam kurtulacağımı sanmamdan...Senin bukadar adaletsiz ve zor olduğuna inanmaktan yoruldum...
Hadi yeni yaşımın şerefine gel anlaşalım...Bana yaşaman gereken bunlar diyorsan illa o zaman bana yaşanacak daha güzel şeyleri de göster...Bu karmaşada görmeyi unuttuklarımı ya da farketmediklerimi çıkar karşıma...Ya da bitti ödeyeceğin diyet, şimdi keyif zamanı de...Çiz yeniden rotamı...
Çünkü unutma! Ben nekadar isyan etsemde, gücüm tükendi desemde ''seni seviyorum''...Sevmesem isyan bile etmezdim...Sevgimi artık sömürme Sevgili HAYAT:) Fazla naz aşık usandırır:) Ben senin sevilesi olduğunu, seni sevmenin varoluş nedenlerimden biri olduğunu farkettimde sen neden beni farkedemedin...ARtık beni teğet geçme, ıskalama...Ben de burdayım,,hatırla!!!
Sevgiler sana...:)
24 Ekim 2012 Çarşamba
15 Ekim 2012 Pazartesi
A cı, Ş aşkınlık, K urtuluş...
Sancıları sıklaştığında zaman gecenin zifiri karanlığına boyanmıştı...Dayanılamayacak kadar sıklaşan sancılar artık mecbur kalacağı bir yola sürüklüyordu kızı..Aylarca içinde yaşayan'' gölge'' günbegün büyümeye devam etmişti...Acıdan besleniyor ve her geçen gün daha da olgunlaşıyordu...Kızın çektiği acı öylesine yoğundu ki, belki yıllar sürecek büyüme süreci, aylar sonra sona ermek üzereydi...İnsan silüetine bürünmüş gölgenin yaşayabileceği tek yer kızın içiydi...ve gölge içeride büyüdükçe, kızın ölümünü çağırıyordu...
Sancıların acısı çektiği acıdan çok daha dayanılmaz bi hal almıştı...Çaresi yoktu..Doğum başlamıştı...Gölgenin doğumu aynı zamanda ölümü olacaktı..Ve kızınsa yeniden doğuşu...
Bir gece yarısı başlayan doğum, günlerce devam etti..Hergün biraz daha ''son''a yaklaşıyordu...Ve bir gün güneş doğmak üzereyken, içeride sıkışmış gölge kızın bedeninden tamamen ayrıldı...Ayrılır ayrılmazsa yok oldu…
Derin bir rahatlama ve huzura ereceğini sanan kız bir anda donakalmıştı..Hissiz ve renksizdi…Boşluğun en dibindeydi…Lousa dönemine girmişti…Ancak bu dönem sessiz, sözsüz ve hareketsiz geçiyordu…
Haftalarca süren lousa dönemi boyunca tek kelime etmedi…Acı çekmedi…Anlamadı…Dinlemedi..Görmedi, işitmedi…Sustu…Ve öylece durdu…
Birgün yattığı yerden doğruldu ve çıplak ayaklarının tekiyle yere bastı..Bir anda parkelerin tüm soğugu bedenine yayıldı ve hemen arkasından tüm algıları zincirleme halde birleşmeye başladı. Komşu sesi, kapı sesi, ayak sesi, rüzgar, hava, kuş, yaprak, ağaç, arabalar, insanlar….Bir anda koca bir çığlık attı.
Çok geçmeden sakinleşti. Olduğu yere oturdu. Ve camdan gelen ılık rüzgar, ter içinde kalmış bedenini hafifçe kurutmaya başladı…İrkildi…Ve tam o an hissetti…Herşey bitmişti…Yeniden doğmuş ve şimdi huzuru hissetmişti….
Onca zamandan sonra ağzından şu cümleler döküldü…Unutmak….Üç evreli….
A cı,Ş aşkınlık,K urtuluş...
AŞK….
13 Ekim 2012 Cumartesi
HAYAL ET...
Okyanusa bakan, büyük camlı, uyandığımda tek tuşla yuvarlak yatağımı döndürdüğüm ve perdeler açıldığına yüzüme vuran güneş ve ruhumu boyayan bir odada uyanmak isterim yarınki sabaha...Sadece okyanusun ve benim sesimin olduğu geniş camlarla huzur kokan bir evde..Doğanın mavisinin camlardan yansıyıp eve girdiği bir manzarada...
Tüm bunları, o evi, okyanus dalgasını, duvarlarına çizdiğim resimlerle dolu odayı ve kendimi hayal ettiğimde ruhum dindirilmeyecek bir neşe ve huzurla kaplanıveriyor... Sonra anlıyorum ki ben hiçbirzaman ''gerçeklerin'' insanı olmayacağım. Gerçeklere,sorunlara, acılara konsantre olup bundan beslenerek koca şehirde giderek büyüyen bir insana dönüşemeyeceğim... Ben hayallerim büyüdükçe büyüyeceğim. Renklerim çoğaldıkça neşeleneceğim...Ama hayallerimden olsa gerek en küçüğü bile kırıldığında çocuk gibi küseceğim. O yüzden slow şarkılarda derdim yokken bir anda fon müziğiyle eşleşiyorum. O yüzden haksızlıklar karşısında çocuğun hırçınlaştığı gibi hırçınlaşıyorum. O yüzden şehrin renkleri beni cezbetsede her geçen sene bu şehirde yaşamaktan, bu karmaşada boğulmaktan biraz daha korkuyorum...
Gördüklerimin görünen halinden daha karmaşık olmasından yoruluyorum...Zora koşmadığın bir hayat olmaz elbet...Ama adımını her attığın sokakta tüm detayların altından başka bir cevap ya da sorun çıkmasından yılıyorum...Bu kadar yorgun ve ürkmüşken beni hayatta tutan ve kaybolan neşemi arada ortaya çıkaran şeyse hayallerim...İçimde ölmesine izin vermediğim çocuk...Çünkü büyümeye hevesli olanlardan değilim..Büyüdükçe benimle birlikte büyüyen sorunlara hevesli olmanın neresi anlaşılır? Ben bunca sene bunu anlayamadım. Anlayabilenlere ya da anlamadan uygulayanlara gıptayla bakıyorum. Ama biliyorum ki elimden tutup kendi izledikleri yolların aynısında beni de yürütseler ben yine ilk boşlukta hayallerime kaçıcağım. Renklerime koşacağım...Çünkü bence hayat baktığımız her yerde bir renk barındırıyor..Ve biz bunları sadece ''çocukken''görebiliyoruz..
10 Ekim 2012 Çarşamba
Hoş mu Geldim?
Bu hayata gelirken kimse hoşluk durumumu sormadı. Sorsalar sadece ağlayarak cevap vereceğimden zaten anlamazlardı. Sonra kelimelerle tanışıp hoşnutsuzluğumu beyan ettiğimde de kimse anlamadı. Ya da sonuç değişmedi. Birbiri ardına gelen şansızlıkların her bitiminde buda öğrenmem gerekenlerden biri dedim. 18'lik enerjimin tavan yaptığı dönemlerde her düğümün beni biraz daha özgürleştirdiğine inandım. Kafamı daha dik, daha da yukarıya uzattım. Kibir değildi...Güven...Öz güven...Ama ben nebiliyim aslında ''özümün''kendine hiç güvenmediğini..Tüm yaşadığım olumsuzlukların tüm güvenimi özümden çekip yok ettiğini...
Ve her şeye söyleyecek lafım varken, tek tek hepsini attım çukura...Baktım ki konuştuklarım beni yormaktan başka tek bir zinciri birleştirmiyor...Tam tersi daha da karıştırıyor...Adalet duygumu sarsıyor...Hayal kırıklıklarımı arttırıyor...Herkes söylediklerimde bir haklılık payı buluyor ama ahh işte o hepimize iyi geldiğini sandığımız egomuz var ya...Birinin lafı gelipte senin egonu koltuğundan düşürüyorsa herkes bir anda aslan kesiliyor...Bende vazgeçtim...Giderek daha da sustum...Giderek daha da sessizleştim...Yazdım önceleri biriktirdiğim zehri atabilmek için...Sonra ondan da vazgeçtim..Taki şuana dek...Sonra dedimki; bu hayata gelmekten değil ama yaşadıklarımdan hoşnutsuzum...O zaman kalemim aksın gözyaşlarım yerine...Cümlelerim bağırsın içimdeki isyan niyetine...Neşem çiçeklendirsin kelimeleri...Kısaca NabzaŞerbet olsun bloguma dökülenler...Saçmalama korkusu olmadan...Ben gibi...Çocuk gibi...Dolu olduğunu sanan özgüveninin boşluğunu anladıktan sonra ''gerçekten''içini dolduran biri...Kimseye acımayan...Ama ''anlamaya çalışan''biri...Yani...''öylesine'' biri..Sen gibi...Herkes gibi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


