Gülmekle ağlamak arasında bir yerdeyim... İçim acıyor...Sonra bir yanım "Yapma sakın! Bak güvendesin!" diyor. Aklımla her gün kavga ediyoruz. Kaygılarımı ortaya salalı zaten çok oldu.
Bir gün alışmışım gibi geliyor her şeye bir anda...Vay be... İlk vaka 11 Mart...Bugün 12 Nisan!... O zamandan bu zamana ailem ve marketteki esnaf dışında kimseyi görmedim... Sanki evimin sınırları dışında bir dünya yokmuş gibi... Ya da o sınırları aşınca bomba patlayacakmış gibi...
Sonra bir sabah ya da bir gece-tıpkı bu gece gibi- her şey o kadar anlamsız geliyor ki... İzlediğim dizi filmlerde insanların birbirleriyle tokalaşmalarına, yan yana durabilmelerine, birbirlerine bir şey uzattıklarında steril etmeden alabilmelerine şaşırırken buluyorum kendimi...Biz de bunları yapabiliyorduk halbuki... Sevdiklerimizi görünce kocaman sarılabiliyorduk. Canımız sıkılınca ya da dertlenince bir dostumuzun kapısını çalabiliyorduk. "Hadi bu akşam biraz eğlenelim! Ne zamandır evdeyiz!" deyip miskin eşi dostu evden çıkarıp kahkalarla eğlenceli akşamlar geçiriyorduk...
Sevdiğimiz biri üzülse, ağlasa hemen koşup göz yaşını silebiliyorduk. "Göz yaşına dokunabiliyorduk!". Gerçekten, fiziken dokunabiliyorduk. Gögsümüze sıkıca yaslayıp belki de sessizce sakinleşmesini bekliyorduk. "Her şeyimizle yanında" olabiliyorduk...
Şimdi... Bir ekrana kaç kişi sığarız diye hesap yapıyoruz. Yanında olmasak da nasıl yanındaymışız gibi hissettiririz diye uğraşıyoruz. Ekrana öpücükler gönderiyoruz." Çok özledim"cümlesi 2020'nin özeti gibi... Dijital hayata geçiş diyorlar.... Konserler dinliyoruz. Online meditasyonlara katılıyoruz.
Hiç tanımadığımız insanlarla 50-100 kişilik gruplarda kendimizi anlatıyoruz.
Sonra... Sonra o ekran kapanıyor. Kısa bir süre rahatlama... Güvende hissetme... Ve tekrar tavanla yüz yüze geliyoruz. Eee ne değişti şimdi? Neden bunların hiçbiri bize kısa süreler dışında bir fayda sağlamıyor.
Çünkü sevginin dijitali olmaz. Sarılmanın dijitali olmaz. Birini güvende hissettirmek için yalnızca sözler yetmez. Ben senin heyecanını hissetmedikçe, acını paylaşmadıkça, korkunu bastırmak için olağan gücümle sarılmadıkça hiç bir şey geçmez... Hiçbir şey "gerçek" olmaz.
İnsanız biz. Robot değil...
Peki hadi diyelim ki dünya değişiyor ve farkındalık artıyor. Hepimiz anladık minicik gibi görünen ama aslında hepimize birer hediye olarak verilmiş şeylerin kıymetini.Üstelik ülkece değil, tüm dünya olarak. Ama yine de bir yerde içiniz sızlamıyor mu? Tüm bu olan bitene sadece bakmak zorunda olmak, beklemek ve her geçen gün küçülen dünyamıza daha da alışmak...
Uzaktan birinin hastalık ya da ölüm haberini aldığımızda bile içimiz acırken, şimdi her gün ölen sayısını kontrol ediyoruz. Kronik hastalığı olmayıp öldüyse üzülmekten önce korkuyoruz. Sonra insan olduğumuz aklımıza geliyor ve bu kez çok üzülüyoruz.
Ve koca bir dünya olarak sadece bekliyoruz... İçimizden şu cümleleri geçirerek... Ya sağlık çalışanları ne yapsın? Ya çalışmak zorunda olanlar... Ya eczacılar... Peki ya yaşlılarımız. Parası olmayanlar... Onlara da dertlenip iç çekip yine alıyoruz telefonu elimize... Belki bu kez bir önceki alışımızdan daha iyi gelir diye...
En kısa sürede her şeyin geçmesi ve herkesin birbirine kocaman sarılması dileğiyle....