Okyanusa bakan, büyük camlı, uyandığımda tek tuşla yuvarlak yatağımı döndürdüğüm ve perdeler açıldığına yüzüme vuran güneş ve ruhumu boyayan bir odada uyanmak isterim yarınki sabaha...Sadece okyanusun ve benim sesimin olduğu geniş camlarla huzur kokan bir evde..Doğanın mavisinin camlardan yansıyıp eve girdiği bir manzarada...
Tüm bunları, o evi, okyanus dalgasını, duvarlarına çizdiğim resimlerle dolu odayı ve kendimi hayal ettiğimde ruhum dindirilmeyecek bir neşe ve huzurla kaplanıveriyor... Sonra anlıyorum ki ben hiçbirzaman ''gerçeklerin'' insanı olmayacağım. Gerçeklere,sorunlara, acılara konsantre olup bundan beslenerek koca şehirde giderek büyüyen bir insana dönüşemeyeceğim... Ben hayallerim büyüdükçe büyüyeceğim. Renklerim çoğaldıkça neşeleneceğim...Ama hayallerimden olsa gerek en küçüğü bile kırıldığında çocuk gibi küseceğim. O yüzden slow şarkılarda derdim yokken bir anda fon müziğiyle eşleşiyorum. O yüzden haksızlıklar karşısında çocuğun hırçınlaştığı gibi hırçınlaşıyorum. O yüzden şehrin renkleri beni cezbetsede her geçen sene bu şehirde yaşamaktan, bu karmaşada boğulmaktan biraz daha korkuyorum...
Gördüklerimin görünen halinden daha karmaşık olmasından yoruluyorum...Zora koşmadığın bir hayat olmaz elbet...Ama adımını her attığın sokakta tüm detayların altından başka bir cevap ya da sorun çıkmasından yılıyorum...Bu kadar yorgun ve ürkmüşken beni hayatta tutan ve kaybolan neşemi arada ortaya çıkaran şeyse hayallerim...İçimde ölmesine izin vermediğim çocuk...Çünkü büyümeye hevesli olanlardan değilim..Büyüdükçe benimle birlikte büyüyen sorunlara hevesli olmanın neresi anlaşılır? Ben bunca sene bunu anlayamadım. Anlayabilenlere ya da anlamadan uygulayanlara gıptayla bakıyorum. Ama biliyorum ki elimden tutup kendi izledikleri yolların aynısında beni de yürütseler ben yine ilk boşlukta hayallerime kaçıcağım. Renklerime koşacağım...Çünkü bence hayat baktığımız her yerde bir renk barındırıyor..Ve biz bunları sadece ''çocukken''görebiliyoruz..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder