Bir 30 dur gidiyordu ne zamandır. Daha 2 sene önce
başlamıştım “30 oluyorum, eyvah!” diye… Çünkü 30’umda hayal ettiğim kadın
değildim henüz. Gözlüğünü takmış, kalem eteğini giymiş… Topuklu ayakkabısının
tıkırtısıyla otoparkta gıcır gıcır arabasına binip, işine giden jilet gibi bir
kadın… İşin enteresan yanı, 30’a gelene kadar da öyle yaşamamıştım ki… Neden
böyle bir hayal ya da model vardı kafamda… Bir çatı katı evim olmalıydı mesela…
İlk sevgilim çatı katı evim var deyince, gözlerim ışıldamış, “Sanırım doğru
yerdeyim!” demiştim bile. Sonrasında ise bana ilişkilerle ilgili çok şey
öğreten, getirdiği kadar da benden tonlarca şey götüren bir ilişki olmuştu. Ee
hani doğru yerdeydim? Ben doğru yerdeydim de adam mı yanlıştı? Ya da ben mi
doğru kavramını yanlış tanımlamıştım… Tüm bunlar olurken ben medya sektöründe
aşık atıyordum… Kalem etek ve topuklu ayakkabıya çok uzak bir sektörün içinde,
saçımı yıkamaya zar zor vakit bulurken, televizyon için, insanlar akşamları izlesin
diye o programdan o programa koşuyordum… Düzenini kurmak istediğim, hayal
ettiğim hayatın çok uzağında dönüp duruyordum… Düzenli olan tek bir şey vardı… Düzenli
bir düzensizlik haliJ
Koşturmaca, ergenlik, akan deli kan, gece hayatı, kavgalar, aşkın en fırtınalı
hali… EE bir dakika… Bu arada herkes bana “sen çok zeki bir kızsın!” diyordu…
Madem zekiyim ne diye bu kadar çalkalanıyordum… Her şeyden önce bunca karmaşaya
nasıl yetişebiliyordum… Varmak istediğim bir yer var mıydı? Yoktu… Ne
sevgilimle evlilik hayalim vardı… Ne de işimde en tepelere yükselmek… Ben
sadece o anı yaşıyordum… İçimden nasıl gelirse… Ama bana diyorlardı ki…
Sevgilin yanlış…İşin yanlış…Sen zaten yanlışsın. Azıcık toplan…!
Bense yaptığım hiçbir şeyin yanlış olduğuna inanmıyordum ve
yanlış kelimesini duydukça daha da koşuyordum… Nefesim yeter mi acaba diye
düşünmeden… Sonra bir gün hoop o ışık hızı zamanlar bitti…İş gitti…İlişki bitti….
Bir ben ve ben kaldık…
Daha 22 yaşındaydım… 30 a epey vardı… Zaten 30 u düşünecek
aklım da pek yoktu. Ee ama bu boşluk neydi… Ben ne yapmıştım? Üniversiteye
gitmedim çalışmak için… Etrafıma hiç bakmadım inadına aşığım dediğim için…
Kendime ait hiçbir şey oluşturmadım her şeye yetiştiğim için… Eee ben şimdi bu
boşlukta ne yapacaktım… Gezmiştim de…Eğlenmiştim de… İçmiştim de… Şimdi… Başka
ne yapılır bilmiyordum ki bu trafikte…
Ben de sustum…Küçücük kalmıştım çünkü içimde…Çocuk gibi… Ağlak…
Korkan…Ürken…Sanki her şey yabancı gibiydi…
Puzzle yaptım ben de…Örgü ördüm…Ağladım..Bağırdım…Deliriyorum
dedim…Yaşadığım şeylerin detayları değildi önemli olan..Tek bir şey hakimdi ben
de…Korku…Ölesiye korkuyordum her şeyden…Herkesten…Sanki yeni doğmuşum gibi…Onca
deneyimi yaşamamışım gibi…
Yaşamamıştım da… Yanlış dedikleri için ısrar etmiştim sadece…
Kendim için yaşıyorum sanırken, başkaları için, başkalarına kendimi kanıtlamak
için yaşamıştım onca şeyi… Ee ergenlik de biraz böyle bir şeymiş…Sonradan
anladım…Zor oldu..Yıllar geçti..İlaçlar geldi,gitti…Ben toparladım…Ama 600
numara sildim telefonumdan…Sadece 2 kişi bıraktım hayatımda… Ve sadece tavla
oynadım geceleri aylarca… İstemedim ama bekledim…Mecburen ruhum yenilenene
kadar bekledim…
Sonra yavaş yavaş yeniden adım atmaya başladım… En son
ruhumu hasta eden iş deneyiminden sonra- ki hasta edenin işin değil, benim yine
başkalarının hayatını yaşamayı seçmemden kaynakladığını 30 umda anlayacaktım-
iş toplantısında buram buram terleyip, kasılırken, içimden “mutsuz olursan,
basarsın istifayı ve çıkar gidersin kızım!” diye geçiriyordum… Böyle başladığım
iş en keyif aldığım 2.iş olmuştu sonraları… Düzen vardı… Mutluydum… Kadındım…İlişki
yoktu…Özgürdüm… İlk topuklu ayakkabımı bile almıştım… Hatta sonraları sadece
topuklu ayakkabı giyer olmuştum..İlaçlar hala vardı..Ama ben artık doktora
gitmiyordum ve yıllarca kazandığım parayı doktora vermeyince bana çok para
kalıyorduJ
Allah’ım ben artık istediğim her şeyi alabiliyordumJ Hatta topuklu ayakkabı
giymediğim gün, güvenlikler bana “hasta mısın?” diye sormaya başlamışlardıJ Ohh beeJ kendimdim benJ Özgür, istediğini
giyen, kendine bakan, işini seven…
Sonra bir anda biri çıktı karşıma…Aslında önümdeydi de
aylardır, en yakın arkadaşlarımıza şaka yapalım derken bir anda alışıvermiştik
birbirimize… Aaa bir de benim eski manyak sevgilim gibi de değildiJ
Dürüst..Nazik..Beyaz..Kirlenmemiş… Annemin ben ilkokuldayken serdiği temiz
çarşaflarda uyuduğum Pazar günü uykuları gibiydi… Huzuru da bulmuştum…Demek
eksiğim oymuş dedim…
Olmaz dediğim ilişki 4 sene sürdü… Ve ben ilk kez hayal
ettiğim şeyi yaşamıştım… Biri beni görünce o’nu soruyordu… O’nu gören beni
soruyordu… Biz el ele de yürüyorduk… İçince kendini de kaybetmiyordu… Beni
kimselerden saklamıyordu da…Evet evet..Hepsi ilk ilişkimde yaşadığım şeylerde..
Yaaa dedim kendi kendime.. “Öğrenmişsin kızım bir şeyler”J
Ama her şey aynı anda olmuyordu… İlişki vardı da… İş gene
düzenli olarak düzensizdi…Medya sektörü hep böyledirJ Suya yazı yazar çalışanlar… EE
ama ben 30’uma yaklaşırken evlilik hayal etmemiştim ki… Şimdi hiç hayal
etmediğim bir yola doğru gidiyordum… Ama benim ekonomik özgürlüğüm nerde…
Aralıklarla kazandığım parayı işsiz zamanlarımda gıdım gıdım harcamak dışında
bir çöpüm bile yoktu… Kaaç? 13 yıldır çalışıyordum… Düzenli düzensizlik hali
aile de sorun olmaktan çıkmış artık yadsınmaya başlamıştı… Ama gel gelelim
evleneceksen bu en büyük dertti… Ben işsiz kalıp bir adamla yaşamayı göze
alamadım. O adam da ben işsiz kaldığımda bana bakmayı… Ve yine iş de gitmişti… İlişki
de…Haydaaa…Döndük mü başa… Elimde kalan tek bir şey vardı… Çalışmaktan
okuyamadığım üniversiteyi ayrıldığım erkek arkadaşım ve bir lise arkadaşımın
yardımlarıyla son sürat okuyordum. Hem de her dönem yüksek onu belgeleri
alarak.. Bitmesine çok az kalmıştı… İçimdeki bir eksik tamamlanacaktı… Zekiydim
ama diyorlardı ki; “diploman olmadan olmaz!”
Tüm bunların arasında biten ilişkimin sonlarında karşıma
çıkan ve 2 senemi ikili delilikle geçirdiğim bir adam daha vardı… Adam diyorsam
hiçbirine saygısızlıktan değil… İçimden, kalemimden, yazarken öyle çıktığı için…
Neyse… o adam da bu kez biten ilişkimin tam tersiydi… Tam da o anda ihtiyacım
olan şeydi… Parayı, hayatı, sonrasını düşünmeyen.. Deli..Divane… EE niyeydi bu
ikili delilik ozaman. Ne diye ben tam ortada duruyordum da ne eskiyi atıyordum
kafamdan ne de yeniyi… Çünkü “kafamdaydı”… Bu kadar zaman sormadım ki hiç
gönlüme… Sonra anladım ki… Ben onca şey yaşadım da, gönlüme, içime ne
istiyorsun kızım diye hiç sormamışım ki… Sorsam her şey başka mı olurdu..
Bilmiyorum ki.. Belki de olması gereken buydu… Çünkü bizim yetiştiğimiz kültür
hep etiketlerle, bilinenle, ortada dolaşan cümlelerle yaşıyordu. Herşey önceden
yaşanmıştı.. Sen ne yoracaksın kendini.. Bak..okuyup, evlenip, çocuk yapan
mutlu… Yooo bunu isyan ya da eleştirmek için söylemiyorum… Belki de doğrusu o
dur.. Yaşamadım bilmiyorum…
Sadece her 30 una giren insan da hafif ya da ağır değişimler
gibi ben de değişiyorum ve fark ediyorum. Herşey yaşında ve olduğu gibi, akışta
güzel onu öğreniyorum… Zihninle değil, kalbinle düşünmeyi öğrenirsen “kendi
yolunda” gidebileceğini öğreniyorum.. Tersini yaparsan yarım bıraktığın her şey
peşinden gelir ve tamamlanır onu öğreniyorum. Hayal kurmak güzel.. Ama
beklentisiz yaşamak sana tüm yolları açıyor ve karşına çıkan her şey de, hiçbir
beklentin olmadığı için tam da o an da ruhunun ve vücudunun vermesi gereken
tepkiyi verdiğini öğreniyorum.
İki kişi arasında kalırsan, aslında kendi içinde ikiye
bölünmüşsündür onu öğreniyorum. Sen ne kadar plan yaparsan yap, yaşanacak neyse
o yaşanıyormuş, onu öğreniyorum. Sakin kalmanın yaşla da çok ilgisi olduğunu
ama sakin kalamıyorsan bile kimseyi kırmadan doğru cümlelerle kendi
anlatabilmek de bir yolmuş, onu öğreniyorum… ve şuan bunu yazarken bile, hala
kalbimle değil, beynimle yazıyorum bunu öğreniyorum.. Yaşadıklarındaki detaylar
değil, hissettiklerin aslında aklında kalan ve ben burada hislerimden,
öfkemden, korkumdan, kaygımdan, neşemden hiç tasvirlemedim onu öğreniyorumJ Farkında olmak
değişmenin ilk ve en önemli adımıdır, onu öğreniyorumJ En önemlisi “kendinle
yüzleşmeden, bastırdığın ne kadar duygun varsa, bir bir hepsini silkemeden, o
beyin susmaz”… Zamanı geldikçe hepsini öğreniyorum…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder